.

İçeriden Görülenler: "Bazen de Gölgesi Vuruyor İçeriye" Sergisinin Bıraktıkları

Haklarımızı aramak ve hayatta kalmak için direndiğimiz, birbirimize tutunduğumuz bugünlerde; satın alma ve tüketimin yanında üretimi durdurmaktan, gündemi dondurmak için gündem dışı paylaşımlardan kaçınmaktan ve bu hareketlerin özellikle küçük ölçekli girişimlerle bağımsız kültür sanat üreticilerini nasıl etkilediğinden konuşuyoruz. Bu yazı da "hayat devam ediyor" demekten uzakta, bağımsız sanatçılar için "hayatta kalma şekli olarak" üretmenin ve ürettiğini paylaşmanın gerekliliğine dayanıyor.

Elbette sanatçının yaşamı ve üretimi, gündemden bağımsız ilerlemiyor. Dışarıda ne yaşanıyorsa içeriye yansıyor, içeriden tekrar dışa vuruyor. Bir nevi, sanatçının üretimine onu çevreleyen yaşamın ve olayların “gölgesi düşüyor”.

İşte tam da bu noktada, İzmir’de, “bağımsız, üreteni merkezine alan, kâr amacı gütmeyen bir sanat mekanı ve kültür-sanat üreticileri olarak varoluşunun bir direniş olduğuna” inanan sanatçıların Hayy Open Space’teki karma sergisi, gündem mücadelesi arasında ziyaretçileriyle buluşuyor. Saliha Yavuz küratörlüğünde, “Bazen de Gölgesi Düşüyor İçeriye”sergisinde bir araya gelen altı sanatçıya ait sanatçı defterleri, buluntu nesneler, çizimler, kolajlar ve fotoğraflar gibi farklı araçlarla üretilmiş işler; hatıraların, rüyaların ve akla düşenlerin ortak noktasından parçalar sunuyor.

Her sanatçı kendi hafızasından, hatırlayışından, bazen de bir rüyadan uyanışından yola çıkarak, yaşarken içine doldurduklarının zihnin daha da derinine, içeriye düşürdüğü gölgeleri ve imgeleri tarıyor sergide. Rüya, hatıra ve gerçeklik üçgeninde gezinirken, neyi, neden ve nasıl hatırladığımızı sorgulatıyor. Neyi unutup neyi hatırladığımız ve hatırladıklarımıza eşlik eden duygular, hafızanın kayıt tutmanın ötesindeki deneyimini belirtiyor. Kaybolan detaylar, hatırlananın yeniden anlam bulduğu bir yaratım sürecine dönüşüyor. Bazen bir rüyanın ardında bıraktığı kafa karışıklığı ve sorular, uyandığımız dünyanın ve gerçekliğin değişimine işaret ediyor. Hatırlanan ana —gerçek veya rüya— dair notlar görevini üstlenen eserler, bir bakıma hem zamansal —hafızada geçmişten bugüne— hem de biçimsel —düşünce ve duygudan fiziksel izlere— bağlamda nelerin bugüne ve göz önüne taşındığını gösteriyor. Her biri farklı bir dilde ve teknikte bu anları anlatırken, serginin zeminini bu belirsiz ve derin anın ortaklığı tutuyor.

Selim Kaya’nın kolaj ve çizimlerle oluşturduğu "Herhangi Bir Zaman ve Sonsuz Olasılıklar Evreni’nden Yansımalar" serisinden iki işi, birbirinden kopuk rüya parçalarının bir çizgi romanvari yerleştirmeyle düzenlenmesi gibi bir duygu uyandırıyor. Her karesi bir rüyadan kesitler gibi bağımsız ama hepsi bir arada, uzaktan bakıldığında anlamlı bir bütün olarak algılanıyor. Aslında bir rüyanın kendi varoluş anında çok tutarlıymış gibi hissedilirken, uyandıktan sonra anlam zeminini kaybetmesi gibi, ardından görsel tadı ve duygusu geriye kalıyor.

Hare Sürel’in duvara yerleştirilmiş defteri "Nasıl Bir Şey?", bize tam olarak “hatırlayış anı”nı çağrıştırıyor. Tüm bir olayın veya anın detaylarıyla bir anda zihinde belirmesi gibi, anlık bir görüden seçtiği belirsiz bir odak noktasını bizimle paylaşıyor. Çözümlemesini sadece o hatıranın sahibinin yapabildiği, bu kısıtlı hatırlama anına dair görsel bir ifade... Sanatçının aynı sergide yer alan bir başka seri çalışması ise bambu yaprakları üzerine resmettiği, hatıraların yarattığı harekete dair nörolojik kayıtlara gönderme yapan işleri. Bu seride, defterin tam tersine, hatırlama anının kendisine uzaktan bakan bir yaklaşım fark ediyoruz. Yapraklara işlenen görüntüler dışarıdan bir göz olma hissini verirken, sanatçı defteri kuvvetli içselliğiyle daha derin bir bağ için sayfalarını açık bırakıyor.

İç dünyasına açık kapı bırakan bir diğer çalışma ise Gizem Akkoyunluoğlu’nun, Ursula K. Le Guin’in "Rüyanın Öte Yakası" romanından ilham aldığı defteri. Kaide üzerine bırakılan defterle serbestçe etkileşime girebilmek, sayfalara dokunuyor olmak, her sayfada farklı bir ruh hali ve zihinsel durumla karşılaşmak; kişisel bir eşyası yoluyla sanatçının kendini cesaretle açtığı bir paylaşım alanı yaratıyor. Defterde bazen soruların, bazen aforizmaların bulunduğu yazılı notlarla birlikte rüyalar ve uyku/uyanıklık gibi hallerden görsel notlar bulunuyor. Sanatçının defterinin her sayfasında, imgelem, yazı ve resimlerin ilişkisiyle kendi bağlamını kuruyor.

Defterlerini açmaktansa kapalı bir şekilde yerleştirme kurgusunda sunan Yunus Emre Erdoğan, üzerine koyduğu ağırlıkla da açılmalarını adeta yasaklıyor. Kendi zihninde kapalı tuttuğu dünyayı gösteriyor böylelikle —veya göstermiyor denebilir. İçindekileri doğrudan paylaşmak yerine, defterlerin içeriğiyle bağlantı kuran, bu içeriği temsil eden başka görsel çalışmaları sunuyor izleyiciye. Aslında sanatın üretim sürecine benzer bir şekilde, zihinde ilk canlananı görmüyoruz ama o fikrin şekillendiği fiziksel bir eserde imgeyi arıyoruz. Mekana yerleştirdiği bir başka çalışma ise kendi içine yuvarlanan/katlanan bir rulo kağıt üzerindeki çizimlerden oluşuyor. Hafıza sarmalını andıran ve hatırladıklarımız gibi kimi yerleri görülebilen, kimi yerleri kapalı kalan, belki bir başkasına karışan bir akış sunuyor.

Şule Nur Alev, "Gümüşçün" serisinden karakalem çalışmalarıyla fantastik bir rüyanın pürüzsüz bir yansımasını gösteriyor. Orta Çağ’da Catherine Cleves adına resimlenen dua kitabındaki kenar süslemelerinden hareketle gerçekleştirdiği seri, her an her şeyin aktığı çok renkli ve çok hareketli bir dünyadan bir detayı tutuyor ve bunu siyah renkte donduruyor gibi. Triptik mantığında hazırladığı seride, bir düşüncenin veya belki bir rüyanın bu detayını görüyor ve ondan beslenen bir başka detaya atlıyoruz.

Bir sohbet sırasında ortaya çıkan ve sergiye ismini kazandıran Zeynep Ünal, Bayındır’ın ormanlarında çektiği fotoğraflarıyla seçkide yer alıyor. Işığın ve gölgenin günlük hayata ve dolayısıyla yaşandığı andan itibaren hatıralara nasıl düştüğünü düşündürüyor fotoğraflarında. Işığın ve gölgenin dış dünyadan içeriye, zihne, kapalı kapılar ardındaki hatıralara ve rüyalara düşüşünü besliyor.

Sergide yer alan işlerin öne çıkan önemli bir özelliği, aslında oldukça “içeriden” geliyor olması ve bazen de dışarıya çıkmaya tam hazır olmaması denebilir. Ama bu hazır olmama hali, tamamlanmamış ya da eksik olmaktan kaynaklanmıyor. Aslında sahneye çıkmak üzere değil, sanatçının içindeki soruların ve sorgulamaların bir uzantısı olmasından kaynaklanıyor. Sanatçının zihninden içeri düşenin, dışarıda gördüklerinin birebir yansımasından ziyade, duvarlarına yansıyan gölgeler olduğunu da düşünürsek, sergide yer alan işler, özellikle sanatçı defterleri, bu kapalı kapılar ardından nelerin olduğunu görmek için şeffaf bir alan sağlıyor.

BAĞIMSIZLAR, Türkiye’de kültür sanat ve ona komşu alanlarda çalışan bağımsız organizasyonların görünürlüğünü artırmayı amaçlayan, iş birliğini, paylaşım kültürünü ve dayanışmayı güçlendirmeyi hedefleyen, kolaylaştırıcı bir oluşumdur.

Destekçilerimiz:

Bağımsızlar hub projesi Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı kapsamında Avrupa Birliği desteği ile hazırlanmıştır. İçeriğin sorumluluğu tamamıyla bağımsızlar.org'a aittir ve AB'nin görüşlerini yansıtmamaktadır.

linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram